Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
sahinler mermer
Azdavay Haber Tanıtım

MEHMET AKİF ERSOY YAZI DİZİSİ – 2 TAHSİL HAYATI

Erdal Arslan

Erdal Arslan

1877
Akif, 4 yaşına bastığında tahsil hayatına da merhaba dedi. İki sene kadar kaldığı mahalle mektebindeki hocasını şahsen çok iyi hatırlasa da ismini hatırlamadığını son röportajında belirtmiştir.
1879
Emir Buhari Mahalle Mektebinin ardından de iki yıl kadar kaldıktan sonra, Maarif Nezaretine bağlı, Fâtih Muvakkithânesi’nin yanındaki ibtidâî mektebine yazıldı. Safahat’ta, “Hem babam hem hocamdır, ne biliyorsam kendisinden öğrendim” diyerek tanıttığı babası o yıl kendisine Arapça öğretmeye başlamıştı. Yani henüz 6 yaşında iken yabancı dil öğrenimine merhaba demişti Akif.
1882
İbtidai tahsilinin ardından yine Fatih’te bulunan Otlukçu Yokuşundaki Fatih Merkez Rüşdiyesi’ne başladı. Buradaki hocalarından hatırladıkları, başmuallim Hoca Süleyman Efendi, ikinci muallim Mustafa Efendi, üçüncü muallim Hafız Osman Efendi. Bunlardan Süleyman Efendi Arnavut, Mustafa Efendi Anadolulu idi. Osman Efendi sarı sakallı bir zattı. Diğer hocalar seyyar idiler. Bu seyyar hocaların en mühimi son sınıfta kendisinden Türkçe okuduğu, Hoca Kadri Efendi sadece okulundaki bir öğretmeni değil hayatındaki önemli şahsiyetlerden birisi olarak yerini aldı.
Rüştiye tahsiline devam ederken, babasından Arapça dersleri almasının yanında Farisi (Farsça) ve Fransız dillerinde de kendisini geliştirdi. Farsçada Esad Dede’den Fransızcada Hoca Kadri Efendi’den istifade etti.
Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’u onu bir vatan Mecnun’u yapan ilk şiir kitabı oldu.
1885
Rüştiye başarılı bir şekilde bitirildikten sonra Akif’in tahsil hayatıyla ilgili annesi Emine Şerife Hanım ve babası Temiz Tahir Efendi fikir ayrığılına düştü. Emine Şerife Hanım, Hocazade’sinin (Annesi Âkif’e Hocazadem diye hitabederdi) sarıklı olmasını, medresede tahsiline devam etmesini istiyordu. Babası Tahir Efendi ise medresede okuyacağı şeyleri, oğluna kendisinin de öğretebileceğini ileri sürüyor, yeni açılan ve revaçta olan mekteplerden birine gitmesini istiyordu. Sonunda Tahir Efendi’nin dediği oldu. Ancak Tahir Efendi mektep ve meslek tercihini oğluna bıraktı. Akif dönemin en gözde okullarından biri olan Mülkiye’yi tercih etti.
Tahir Efendi, Akif’i yanına alarak okula kaydını yaptırmaya gitti. Kayıt tamamlandıktan sonra kâtip kayıt harcı istedi. Tahir Efendi kesesini çıkardı, içindeki parayı saydı. Kayıt parasını denkleştirecek miktar yoktu. Kayıt memuruna gümüş saatini uzattı rehin olarak. Kayıt memuru saati almadı ve eksik kısmı ertesi günü getirebileceğini söyledi.
1888
Mülkiye’nin idadi kısmı bitti, âli (yüksek) kısmına geçti Akif.
İlk hocası, hayatının fidan dönemindeki karakter, kişilik, aydınlanma ve donanım suyunu toprağına yudum yudum akıtan babasını kaybetti. Yüreği ilk kez böylesine bir alev cenderesinin içine düştü. Yüreği ilk kez böylesine bir çaresizlik yaşadı. Yüreği ilk kez böylesine bir acıyla imtihan olundu.
Ama hayat “bu acı yeter” demedi Akif’e ve ailesine. Bir müddet sonra – belki de dünyalık tek servetleri olan – evleri de baba acısının yürek yangınına gerçek bir yangın katarak kül oldu.
Yaş 15… Ömrün en bahar kokan mevsimi… En deli dolu, en pembe bulutlu, en renkli hayallerin süslediği dönemi…
Henüz 15 yaşındaydı Akif. Bir çocuğun omzunda yüklenen 50 yaşındaki olgunluğu sergileme vazifesinin kararını vermek zorunda kaldı. Aynı yıl içinde önce ailenin reisini ardından ailenin başını soktuğu yuvasını kaybetmenin acısı bir tarafa bu gerçeğin Akif’in Mülkiye tahsilini imkansız hale getiren maddi boyutu vardı. O esnada henüz yeni açılan ve mezunlarına iş garantisi veren bir okulun adı dilinden yüreğine mırıldandı sessizce; Mülkiye Baytar Mektebi…
Ya iki sene daha dişini sıkıp Mülkiye’nin Âli kısmını bitirecek ve büyük ihtimal işsiz kalacak; işsiz kalmasa bile cüz’i bir maaşa talim edecekti ya da yeni açılan bu okula geçiş yapıp mezun olduğunda Baytarlık mesleğine adım atacaktı.
Kararını verdi Akif; ailesinin maddi yükünü en kısa sürede omuzlarına tamamıyla alabilmek için Baytar Mektebine yatılı olarak kaydını yaptırdı.
Gerçek manada şiirle hemhal olmaya burada başladı. Güreşe burada başladı.
Okulda iri yarı, güreş sporunu çok iyi bilen Agop isimli bir Ermeni öğrencinin önüne gelenin sırtını yere getirmesi, ardından da tuş ettiği Müslüman talebelerle dalga geçmesi Akif’in gururunu zedeledi. Mahalleden de tanıdığı kendisinden 5-6 yaş büyük Kıyıcı Osman Pehlivandan dersler almaya başladı ve kısa sürede güreş sporunda kendisini geliştirip Osman Pehlivan’ın oyunlarını kavradı. Yine birgün okulun çimleri üzerinde önüne geleni yere seren Agop, çelimsiz, zayıf bir öğrenciyi antreman bahanesi ile çayırın ortasına getirip suratını kana bulayarak bıraktı. Artık zamanı gelmişti. Birisi Agop’a haddini bildirmeliydi. Akif oturduğu yerden kalkarak Agop’un karşısına dikildi ve “bir de benimle antreman yap bakalım Agop!” diyerek onu güreşe davet etti. Agop Akif’e göre hem daha uzun boylu hem de daha cüsseliydi. Sırıtarak baktı Akif’e. “Kolay lokma” diye geçirdi içinden. Ancak er meydanına çıktıklarının ardından henüz birkaç dakika geçmeden sırtını çimlerde buldu. Okul bahçesinde alkışlar ve tezahüratlar yankılandı. Agop mahcup bir şekilde içeri gitti. Herkes Akif’i alkışlıyor, tebrik ediyordu. Ama onda gururdan eser yoktu. Milli bir vazifeyi yapmış insanın gönül rahatlığı vardı. İşte Akif böyle durumdan vazife çıkaran biriydi. O günden sonra Agop şımarık tavırlarından vazgeçti.
Yıllar yılları kovaladı ve son sınıfa geldi Akif. Ortalıkta dolaşmaya başlayan bir söylenti milliyetçilik damarını tekrar kabarttı; Simon’un okulu birinci bitirmek için uğraştığını öğrendi. Olabilir miydi? Elbette olurdu! Çünkü Simon’un da notları oldukça iyiydi ve biraz daha gayret ederek pekala okulun birincisi olabilirdi. Güreş meydanında bir Müslümanın bir Ermeni güreşçiye yenilmesine tahammül edemeyen Akif, Osmanlı okulu olan Baytar Mektebi’ni bir Ermeni öğrencinin birincilikle bitirmesine tahammül edebilir miydi? Notları zaten iyi olan, derslerini dikkatle dinleyen, düzenli olarak çalışan Akif gayretini biraz daha arttırarak okulu birincilikle bitirdi. Ermeni Simon ise ikinci oldu!
İlk başta babası Temiz Tahir Efendi, ardından idadi de Hoca Kadri Efendi hayatını etkileyen hocalarıydı Akif7in. Baytar Mektebinde de Rifat Hüsamettin Hoca onu etkileyen hocalar kervanına katıldı. Pasteur’un öğrencisi olan ve Türkiye’ye mikrop bilimini getiren Rifat Hüsamettin Hoca, Akif’in akıl ve ruh arasındaki dengesinin manivelalarından birisi oldu.
Akif, 22 Aralık 1893 tarihinde, 20 yaşında iken okuldan birincilikle mezun oldu. Mezuniyetinin ardından 26 Aralık 1893 tarihinde Ziraat Nezâreti Umûr-ı Baytariyye ve Islâh-ı Hayvânât umum müfettiş muavinliğiyle memuriyet hayatına başladı.
(İkinci Bölüm sonu)

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ