Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
tor-al ticaret
Azdavay Haber Tanıtım

Fetihmi işgalmi?

Erdal Arslan

Erdal Arslan

Her şey Müslüman Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle başladı. Tarih kitaplarımız her ne kadar Anadolu’nun kapılarını 1071 Malazgirt Destanı ile açtığımız söylese de 1040 Dandanakan ve 1048 Pasinler zaferleri VATAN tapusundaki ilk mürekkepler olmuştur.
Bakınız Vakıflar Genel Müdürlüğünün logosuna; 1048 tarihi yazılıdır! Neden? Çünkü Anadolu’da tespit edilebilen en eski vakfiye 1048 yılına ait olan Halil Divani’nin vakfına ait vakfiyedir. Yani Anadolu’da 1048 yılında Türk – İslam medeniyetinin resmi olarak mührü vurulmuştur bile.
1071 Malazgirt Destanı ile olan ise Anadolu kapılarının Türklere açılması değil, bu kapının Bizans ve Haçlı zihniyeti tarafından artık kapatılamayacağının ilanıdır.
Her şey Müslüman Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle başladı.
Tarihi kitaplarımızda adına Haçlı Seferleri denilen ve 8 kez Papa gayretiyle bir araya gelen Haçlı güruhunun bu seferlerinden dördüncüsü ise hayli ilginçtir! Sözde İslam dünyasına karşı birleşen Haçlı Ordusu, Bizans içindeki taht mücadelesi ve karışıklıkları daha önemli (!) görerek yönünü Konstantinapol şehrine çeviriverdi!
8 Nisan 1024 tarihinde başlayan ve 12 Nisan 1204 günü Haçlı Ordusunun merhametine kalan Konstantinapol, tarihinde görmediği acıyı, zulmü, talanı, yağmayı, işkenceyi Latin kardeşlerinden gördü! İslam tehlikesine karşı mızraklarını birleştiren askerlerin kılıçları Konstantinapol sokaklarında Hristiyan halkın üzerine indi. Hristiyanların en kutsal mabedlerinden birisi olan Ayasofya tarihinde görmediği talanı ve tahribatı yaşadı. Kadınlar ve genç kızlar kendilerinden utanacak hale getirildi. Sokaklar kırmızı renge boyandı şehir halkının kanlarıyla…
Koyu Katolik bir tarihçi olan ve daima Haçlıların tarafını tutan Michaud’nun da itiraf ettiği gibi Haçlılar “ne kadınların iffetine ne de kiliselerin ruhaniyetine saygı gösteriyorlardı.”
Lâhitler açılıp mezarlar soyuluyor, kiliseler, manastırlar yağma ediliyor ve Ayasofya, Hıristiyanlığı müdafaa için Müslümanlar ile dövüşmeye giden (!) bu asil şövalyeler tarafından tahrip ediliyordu. Mukaddes kupalarda şarap içen bu kahramanlar, hayvanlarını kilisenin içine kadar getirtip ganimetleri yüklüyorlardı. Hatta rezalet o derece ileri gitti ki, bu feci işgali yaşamış olan tarihçi Niketas’a göre bir fahişe, Ayasofya’da patriğe mahsus kürsüye çıkarak burada müstehcen bir şarkı okumaktan çekinmedi ve mabedin ortasında dans etti.
Aynı Bizanslı tarihçi Türk ve Müslümanların bu gibi bir şenâati hiçbir zaman yapmadıklarını, Salâhaddin-i Eyyûbî Kudüs’ü aldığı zaman, kadın ve kızların iffetine dokunmadığı gibi, Hıristiyanları kılıç, ateş, açlık ve sefaletle bile ezmediğini açıkça ifade etmektedir.
Ve tarihi kitaplarda adına 4. Haçlı Seferleri denilen, gerçekte ise İstanbul’un tarihindeki en büyük yağma, talan ve zulmün seferi olan İşgal Seferi İstanbul’da bir Latin Krallığının kurulmasıyla sona erdi.
…..
29 Mayıs 1453…
21 yaşındaki genç bir Osmanlı hükümdarı tarafından ele geçirilen İstanbul’da ne kadınların ve genç kızların iffetine, ne din adamlarının hürriyetine, ne halkın özgürlüğüne bir zarar geldi. Hatta o kadar ileri gitti ki Sultan Mehmet, şehirden kaçan sanatkarları, bilim insanlarını, din adamlarını şehre geri dönmeye davet ederken bir de “emanname” verdi İstanbul ahalisine…
Fetih denilen şey öyle beş harf iki kelimeden ibaret basit bir sözcük değildir azizim!
Fetih imar ister; yüreklerin imarını, vicdanların imarını, düşüncelerin imarını…
Fetih merhamet ister; sana en büyük zulümleri yapanları bile affedebilme erdemini…
Fetih insanlık ister; harap edenlere inat abad etme gayret ve azmini…
Sultan 2. Mehmet dediğimde büyük bir çoğunluk kimden bahsettiğimi ilk anda anlamaz. Ama FATİH dediğimizde sadece Türkiye’de değil, sadece İslam dünyasında değil Haçlı güruhunda bile akla tek bir isim gelir: FATİH SULTAN MEHMET.
21 yaşındaki 2. Mehmet’i FATİH yapan, bir şehri ele geçirmesi değildir, İstanbul’un her bir taşındaki imarıyla, her bir gönüldeki sevdasıyla ve her bir sanatındaki imzasıyla taşın, toprağın ve kalplerin kapılarını açmasıdır.
Zulüm 1204’de başladı, 1453’de sona erdi.
Zulmün ne zaman başladığını bilmeyenlere ithaf olunur!

ERDAL ARSLAN

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Ben Yunus Emre - 13 Eylül 2019
Geri zekalı dahi - 1 Temmuz 2019
Kağıt bardak ve bakan - 29 Haziran 2019
Fetihmi işgalmi? - 29 Mayıs 2019
Oruç tutmak zararlıdır - 24 Mayıs 2019
Oruç Nimettir - 11 Mayıs 2019
CEZERİLER GELİYOR - 21 Ocak 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ