Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
sahinler mermer
Azdavay Haber Tanıtım

Kuşlar ve Develer

Erdal Arslan

Erdal Arslan

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisinin “Kuşevi” maddesinde şunlar yazar;
Literatürde kuş köşkü, kuş sarayı, serçe sarayı ve güvercinlik adlarıyla da geçer. Osmanlı mimarisinde XVI. yüzyıldan itibaren örneklerine rastlanan sıva, ahşap, tuğla veya taştan işlenmiş kuşevleri çoğunlukla cami, medrese, han ve türbelerde görülmekle birlikte sivil mimaride de uygulama alanı bulmuştur. Yapıların kuzey rüzgârı almayan cephelerine ve kuşların düşmanlarının ulaşamayacağı yüksekliklere, güneşten ve yağıştan korunmaları için geniş saçakların, kornişlerin ve konsolların altına yerleştirilmiştir.
İnşa tarzı bakımından daha basit olan ve sadece kuşevi veya güvercinlik denilen bir grup kuşevi yapıların tuğla ve masif taş cephelerinde, duvardan herhangi bir çıkıntısı bulunmayan tek ya da daha fazla delikler halindedir. Bu küçük girintiler, duvar kaplamalarının işlenmesi sırasında tuğla veya taşların köşelerindeki kırıkların düzeltilmesi suretiyle meydana getirilmiştir. Dikdörtgen, üçgen, daire ve kemerli niş biçimindeki bu kuşevlerinde deliklerin çevresine oyma veya kabartma motifler de işlenmiştir. Zamanla bu deliklerin dış görünümünü zenginleştirmek ve kullanımlarını kolaylaştırmak için önlerine konsol gibi çıkıntılar yapılarak kuşların konmaları ve yuvaya daha rahat girip çıkmaları sağlanmıştır. Diğer bir grup kuşevi, önleri sıra sıra gözleri olan tuğla yahut taş plakalarla kapatılmış büyük boyutlu yuvalar halindedir.
Serçe sarayı, kuş sarayı ve kuş köşkü adlarıyla da bilinen ikinci grup kuşevleri, matkapla oyulup işlenmiş taş veya özel olarak kesilmiş tuğlaların birleştirilmesiyle biçimlendirilen ve cepheden çıkıntı yapan minyatür yapılar gibidir. Bunlar arasında konsollarla desteklenmiş çıkmalar üzerinde geniş saçaklı, kubbeli, cepheleri kemerli kapılar ve kafesli pencerelerle bezenmiş tek ya da çok katlı evler, alemli kubbeleri ve minareleriyle camiler yer almaktadır.
Ahşap kuşevleri çoğunlukla konutların cephelerinde bulunduğundan üzerinde yer aldıkları yapılarla birlikte yok olmuşlardır.
Bayram değil, seyran değil; Erdal Arslan Kuşevi’nden niye bahsetti?
Efendim, daha Kastamonu kuşevlerine değinmedik bile!
Kastamonu demişken;
İbn-i Neccar Camii’ni bilir misiniz? 1353 yılında inşa edilen, insanların ibadetlerini düşündüğü ölçüde kuşların sığınakları olma inceliğini de gösteren bir yapıdır.
Peki Aşir Efendi Hanı’nı bilir misiniz? Osmanlı Devleti’nin en önemli reisülküttaplarından birisi olan Hacı Mustafa Efendi’nin kolları sıvayıp “Bismillah” diyerek ilk tuğlasını koyduğu, ancak ömrü yetmediği için oğlu şeyhülislam Aşir Efendi tarafından tamamlanan, doğu cephesinin birbirinden güzel kuş saraylarıyla donatıldığı ecdad yadigarıdır.
Nasrullah Camii’ni de hep Mehmet Akif’in verdiği vaaz ile yad ederiz de, yine duvarındaki cephesindeki kuşevlerine nedense pek dikkat etmeyiz.
Kuşevleri bir zerafetin taşa yansımasıdır bence…
Bu dünya sadece bana ait değil, yaşama hakkı sadece benim değil, barınma ihtiyacı bana özel değil; tüm canlılar da benim kadar barınmayı, sığınmayı, yaşamayı hak ediyor demenin taşçasıdır!
Kuşevleri bir medeniyetin taşlarda taht kurmasıdır bence…
Ademoğlunun kurduğu şehirde, Yüce Mevla’nın yarattığına saygının, dünyanın ve zenginliklerinin sadece insan denilen mahlukata değil tüm canlılara müşterek tapulandığını belgelemenin taşçasıdır!
Kuşevleri bir estetiğin taşlarda sanat tarihine dönüşmesidir bence…
Güzel gören güzel düşünür diyen ecdadın, Yaradılanı sev Yaradan’dan ötürü düsturunu ellerinde sevgiye, aşka, merhamete, güzelliğe dönüştürmesinin taşçasıdır!
Bir de vakıfçasıdır vardır, insanlığa medeniyeti öğreten ecdadın dilinde…
1778 yılında İstanbul’da, Hacı Mustafa Efendi’nin kurduğu vakfın, her gün taze ekmek alıp sokak hayvanlarına dağıtması gibi…
1538 yılında, Adana’da Beylerbeyi piri paşa’nın binek ve besi hayvanlarının otlayabilecekleri meraları bağışlaması gibi…
1707 yılında Bursa’da, Çandarlızade Mehmet Bey bin İbrahim Bey’ in güvercinler için konaklar yaptırması gibi…
1889 yılında Ödemiş’te, İbrahim Ağa bin Abdullah’ın Yeni Cami civarındaki leyleklerin beslenmesi için vakıf parası tahsis etmesi gibi…
…..
Sonra günümüzde bana (Türk ve İslam dünyasına) medeniyet (!) satan İngilizin Aborjin ve Tazmanya diyarını talan eden evlatlarına bakıyorum:
Çok su içtikleri için binlerce deveyi katletmelerine dünyanın DEVEKUŞU kabare oyunculuğuna soyunduğunu hayretle ve ibretle izliyorum!
Şaşırıyor muyum?
Elbette hayır!
Petrol için milyonlarca insanı katleden, altın için bir kıtayı soykırıma tabi tutan, kölelik ticareti için bir kıtayı siyaha boyayan, dokuma tezgahları için yüzbinlerce başparmağı elinden ayıran zihniyetin insana merhamet etmezken hayvana merhamet etmesini beklemek saflık olur…
2020 yılında çok su içtiği için deve katleden zihniyet ilerici, medeni ve çağdaştır!
1353 yılında kuşlar için özel kuşevleri yapan zihniyet ise gerici!
Araf Suresi 73. Ayetinde Yüce Mevla şöyle buyurur: “Semûd’a da kardeşleri Sâlih’i (gönderdik). Onlara, “Ey kavmim” dedi, “Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir işaret olarak Allah’ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah’ın toprağında otlasın. Ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar.”

ERDAL ARSLAN

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ